Seçkinci tarih yorumundan hiç hoşlanmıyorum. Her şeye soykütüksel bir zemin üzerinden bakmak bana sığ geliyor.. Öyle ki, entelektüel olmayı soya bağlayanlar var ülkede. Ayrıca, bir entelektüel olacaksanız, yetmiş yedi ceddinizin tahsil görmesi gerekiyormuş da, falan da filan da... Babadan dededen mürekkep yalamış olmak. Hiç kuşkusuz avantajdır. Bunu yadsıyacak değilim. Yani cebinde paran varsa, demek istiyor; ve de soyluysan, atadan-dededen yüksek bir kültürle kültürlenmişsen.... Sıradan halkın içinden çıkıp da, üç beş dilde, örnekse İngilizcede, Almancada, Fransızcada, Yunancada, Arapçada felsefenin, sosyolojinin, tarihin yüksek meyvelerine erişebilmeyi kabul etmiyorlar. Kabul etmedikleri gibi, aşağılıyorlar. Bir entelektüelin, akademi dışından (soykütük dışında) çıkmasına tahammülleri yok! Ama neyse ki bu iş Fransız Devrimi ile kırıldı. Kırıldı ve fakat bu zümre hâlâ kendi çevresinde al gülüm ver elma muhabbetine devam ediyor. Bakın, çok klişe olabilir, fakat tarihte ilk defa halkın,"biz de varız" dediği andır Fransız İhtilali. Sonrasında oluşan ulus devlet modellerin tektip anlayışı dayatması ihtilalin sorunu değildi elbette. Bunu cumhuriyetler halletmeliydi. Neyse. Ne diyordum... Efendim, diyor, bugün Osmanlıca bilmeyen entelektüel olamaz. Sanki kendisi çok çok büyük fikir babalarının entelektüel birikimine nüfuz edebilmiş gibi... Bal gibi olur bana kalırsa. Öteki de diyor ki, ben Hegel'i Almancadan okudum. Almancadan okumana kimsenin itirazı olamaz; fakat bugün en yetkin felsefecilerin Hegel'i değerlendirişi kadar tevazu içinde değilsin. Seçkincisin sen. İtirazımız buna bizim. Bu soylu tipi soykütüksel tarih anlayışı bu yüzden çamurdur. Konuşmak lazım bunları.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder