13 Eylül 2025 Cumartesi

Siyasal kimliğim

Liberalizmin özgürlük anlayışı ile, solun eşitlik özlemi beni çok etkiliyor. İdeolojik olarak kendimi sola yakın hissetsem de, liberal özgürlükler kafamı çok karıştırıyor. Siyasi kimliğimin oturmadığını söyleyenler çıkacaktır. Fakat insan değişen bir varlık. Ahlaki anlamda tutarsız bir davranış sergilemedikçe, bana göre insanın değişmesi çok hoş. Benim sıradanlığa diklenmem bundan ibarettir: Değişmek! Bir fikri tartışmaya açarken sonsuz fikirlerin zihnimde dolaşması çok hoşuma gidiyor örnekse. Bu yüzden de çok ama çok farklı anlayıştan gelen kişilere karşı toleranslı bir insanımdır. Bir fikir beni kolay kolay irrite etmez. Her fikri içimde tartışır, varsa karşı argümanları sıralar, bir sentez oluşacaksa sentezlerim. Yer yer sentez de şart değil tabii. Böyle de düşünülebilirmiş, derim en fazla. Özgürlükler benim vazgeçilmez çizgimdir, eşitlik benim rüyamdır. Böyle!

Hukuk

İnsanlığın ürettiği ilginç buluşlarından biri de Hukuk'tur. İnsanı hayvani davranışlarından alı koyan kurallar bütünü. Hukuk, uygarlıktır! Tabii, ne ölçüde uygulanabilirliği vardır tartışmak lazım.

Yunanistan-Türkiye basketbol müsabakası

Dün akşamki Yunanistan maçının bir yerinde spiker 'Yunan'ı denize döktük' gibi yersiz bir lafla önemli bir spor müsabakasını politize etti. Bu tip laflar halkların birbirlerine düşmanlık beslemesinden başka bir işe yaramıyor. Kendi adıma konuşmak gerekirse, benim gözümde hiç kimsenin denize döküldüğü falan yok! Politik olarak biz Yunanistan'la tarihsel ya da güncel birtakım problemler yaşıyor olabiliriz; bu çok doğal bir şey. Fakat spor biraz da düşmanlıklarımızı törpülemek için yapılan bir etkinlik değil mi? Bilmiyorum. Bence öyle olmalı.

Evrime diklenmek

Klişe bir laftır fakat çok severim: İnsanın ahlaklı olması için bir dine ihtiyacı yoktur! İnsan çevresinde gelişen olayların kötülükten kaynaklandığını ve böyle bir dünyayı yaratan Tanrının iyi olmadığını düşünmesi yerine, iyiliğin de var olduğunun idrakine vararak taraf olmalı. Bir örnek: Ben dünyada adaletin tesis edilemeyeceğini, ve bunun insan yapısından, dolayısıyla evrimsel olarak miras aldığımız hayatta kalma savaşından kaynaklandığını düşünüyorum. Fakat adalete inanmasam da, adalet için savaş vermek zorundayım. İnsan bazı özelliklerinden dolayı yıkıcı olduğu kadar yapıcı da bir varlık. İyilik yapmak, merhametli olmak evrime diklenmekle gerçek anlamını bulacak diye düşünüyorum.

Detone olmak

Türkiye'de daha çok gibi geliyor bana fakat dünyada da öyle sanırım: Mükemmeliyetçi olmak! Mazhar Alanson diyor ki, "sahnede bir kere olsun detone olmadınız!" Ajda Pekkan da, "istersen ol" diye cevaplıyor. Bir işin erbabı olmak çok güzel bir şey, fakat insanın hata payı olmalı hayatta. Öğrenmenin, tecrübenin sonu olduğunu düşünmüyorum. Bir de belki yersiz ama şu korelasyonu kurmak istiyorum: Kendi mesleğine taparcasına ehemmiyet veren insanlar, ilk başta ailesine, çevresine, dünyaya; son olarak evrene karşı sorumluluklarının ne kadar farkındalar acaba? Kendi mesleklerine duydukları bu ehemmiyeti, dünyanın daha yaşanılır bir yer olması için gösteriyorlar mı? Kendime de soruyorum elbette bu soruları. Detone olmamak, bir çocuğun akşam yatağına aç ve açıkta girmesinden daha mı önemli? Bırakalım da toplum olarak topyekun detone olsun seslerimiz (bir anıştırma elbette), ailemize, çevremize, dünyaya ya da evrene karşı biraz olsun farkındalığımızı arttıralım. Bir insan yakın çevresine karşı sorumluluğunu bilmeli önce. Gerisi inanım boş şeyler. Detone olursun, olmazsın, bu kadar önemi yok yani.

Aşk İle

Bir Alevi deyişinde şöyle der: "Kaşların Bismillâh yüzün Beytullâh/ Seni öz nûr'undan yaratmış Allah." Bu sözleri öz yüreğiniz...