28 Temmuz 2025 Pazartesi

Seçkinci tarih anlayışı

Seçkinci tarih yorumundan hiç hoşlanmıyorum. Her şeye soykütüksel bir zemin üzerinden bakmak bana sığ geliyor.. Öyle ki, entelektüel olmayı soya bağlayanlar var ülkede. Ayrıca, bir entelektüel olacaksanız, yetmiş yedi ceddinizin tahsil görmesi gerekiyormuş da, falan da filan da... Babadan dededen mürekkep yalamış olmak. Hiç kuşkusuz avantajdır. Bunu yadsıyacak değilim. Yani cebinde paran varsa, demek istiyor; ve de soyluysan, atadan-dededen yüksek bir kültürle kültürlenmişsen.... Sıradan halkın içinden çıkıp da, üç beş dilde, örnekse İngilizcede, Almancada, Fransızcada, Yunancada, Arapçada felsefenin, sosyolojinin, tarihin yüksek meyvelerine erişebilmeyi kabul etmiyorlar. Kabul etmedikleri gibi, aşağılıyorlar. Bir entelektüelin, akademi dışından (soykütük dışında) çıkmasına tahammülleri yok! Ama neyse ki bu iş Fransız Devrimi ile kırıldı. Kırıldı ve fakat bu zümre hâlâ kendi çevresinde al gülüm ver elma muhabbetine devam ediyor. Bakın, çok klişe olabilir, fakat tarihte ilk defa halkın,"biz de varız" dediği andır Fransız İhtilali. Sonrasında oluşan ulus devlet modellerin tektip anlayışı dayatması ihtilalin sorunu değildi elbette. Bunu cumhuriyetler halletmeliydi. Neyse. Ne diyordum... Efendim, diyor, bugün Osmanlıca bilmeyen entelektüel olamaz. Sanki kendisi çok çok büyük fikir babalarının entelektüel birikimine nüfuz edebilmiş gibi... Bal gibi olur bana kalırsa. Öteki de diyor ki, ben Hegel'i Almancadan okudum. Almancadan okumana kimsenin itirazı olamaz; fakat bugün en yetkin felsefecilerin Hegel'i değerlendirişi kadar tevazu içinde değilsin. Seçkincisin sen. İtirazımız buna bizim. Bu soylu tipi soykütüksel tarih anlayışı bu yüzden çamurdur. Konuşmak lazım bunları.

'Cahil'

'Cahil', kelimesi de kabak tadı verdi. Hangi ölçüte göre? Hepimiz bir şeylerin cahili değil miyiz zaten? Kaldı ki profesyonel olduğumuzu düşündüğümüz bir alanda bile derinleştikçe insan kendi cahilliği ile yüzleşmiyor mu? Bir şeyleri tartışırken muhatabımız kimse, neden hakaretamiz bir dil kullanıyoruz. Dur, bir düşün...Bugün en sıradan 'cahil' diye kodladığınız insanların ağzından öyle bir söz çıkar ki, sen kütüphaneleri okusan o derinliğe ulaşamazsın. Tamam, fikirler saygı değil, değerlendirme konusu. Anladık da... Hegel'e salak, diyorsun. Marx'ı ağzına alırken, 'Marx efendi!' diye alaycı bir tavır takınıyorsun. Sana diyalektiği Hegel'de başka, Marx'ta başka anlama geldiğini, tez-anti tez-sentez'in ötesinde bir felsefenin de var olduğunu makul bir dille söylemeye, anlatmaya çalışan insana karşı hiçbir kayda değer yorumun olmayacak, konuyu "Hegel, salak, nokta!" diye çok sığ bir zemine çekeceksin. Bu ne entelektüel saygınlığa ne akademik tutarlılığa uyar. Muhatabı hor görmeden fikirler değerlendirilemez mi bu memlekette?

14 Temmuz 2025 Pazartesi

Bir başka vicdan tanımı

Vicdan, en nihayetinde toplumsal kabullerimizdir. Örneğin, belli bir alanı çit ile çevirmiş insan grubunun, bu çite dışardan gelen tacizlere karşı aldığı ortak tavır vicdan değil midir? Bir de bu açıdan bakmalı vicdan'a. Tabii, hangi toplumsal kabul etiktir, bunu tartışmaya açmaz mı bu soru(n)? Sınıf yaratmak vicdani midir? Veya ne kadar etiktir? Buradan siyaset felsefesinin belli başlı sorularına yol alırız: Ulus nedir?, devlet nedir?, imparatorluk nedir?, monarşi nedir? falan filan.

11 Temmuz 2025 Cuma

Teizm-Ateizm

Tanrının varlığı ya da yokluğu gibi "varsayımsal" tartışmalar bu gezegenin iyiliğine ve güzelliğine hiçbir şey katmadı bugüne kadar. Tarih bunu gösteriyor bize. Açıkça söylemem gerekirse, bu meseleler üzerinde "yargıyı askıya almak" sanıyorum çok "olgun" bir davranış şekli olur. Bu tip inançlar insanın iç dünyasını zenginleştirebilir hiç kuşkusuz, gelgelelim gezegenin çok daha başka önemli meseleleri var. İnançlarımız, bu meselelere akılcı yaklaşımlar getirememektedir. Örnekse, savaşlar, gelir eşitsizliği, açlık, küresel ısınma ya da kirlilik, hat safhaya çıkan ırkçılık, göçmen problemi vesaire.


Şu da dip not olsun: Bir Tanrıya inanmakla inanmamak sosyo-politik zeminde akıl almaz ideolojik sorunlar yaratabiliyor.

2 Temmuz 2025 Çarşamba

Gerontokrasi II

Memleket meseleleri üzerine ne vakit nesnel bir zeminde düşüncelerimizi tartarak tartışacağız? Medyanın biri bir tarafta çığırıyor, yek diğeri başka bir tarafta... 100 yıllık bir cumhuriyet burası! Bazı eşikleri atlamış olmamız gerekmiyor muydu? Kutsallık, dindarlık, laiklik, sekülerizm, ateizm, teizm, cinsiyet eşitsizliği, lgbt, demokrasi, özgürlükler, Kürtler, Türküler, Aleviler, Sünniler vesaire. Bu meseleleri hep arkadan vurkaç taktiği ile tartışıyor, birbirimizle yüzleşemiyoruz.(Ya da yüzleşecek yüzümüz yok!)Alternatif medyada belli ölçülerde tartışmalar oluyor elbette, olmuyor değil, fakat bu tartışmalar da toplumun belli kesimiyle, daha çok gençlerle sınırlı kalıyor. Benim gözlemlediğim, gençler, 50lerde 60'larda 70`lerde 80'lerde doğan insanlardan daha özgürlükçü düşünüyorlar. Bir bireyin Kürtlüğü, Türklüğü, cinsel yönelimi, kadınlığı, erkekliği, Aleviliği, Sünniliği vesaire Z kuşağı dediğimiz kuşak için bir önemi yok artık! Bu sebepten dolayı ısrarla söylüyorum ya, şu içi küflenmiş Gerontokrasiden kurtulmamız gerekiyor artık.

1 Temmuz 2025 Salı

Gerontokrasi

Bu memleketin en başta Gerontokrasiden kurtulması gerekiyor. 60'ların, 70'lerin, 80'lerin ideolojik meseleleri bu yaşlı oligarklar yüzünden ısıtılık ısıtılıp gündeme getiriliyor. Biz mesela, fütürist bir dünyada neden hâlâ ideolojileri belli bir kalıp üzerinden tartışıyoruz? Gençlik öyle düşünmüyor örnekse. Gençlik, insanların dini inancını ya da cinsel yönelimini tartışmıyor. Bu meselelere karşı yargısını askıya alıyor. Gerontokrasinin başka bir dünya mümkün(böyle bir kitap yazılmış sanırım) demesiyle, gençlerin o başka dünyası uyuşmuyor. Yaşlıların artık geri çekilip oradan bakması gerekiyor hayata. Öne çıkan gençlerin de bu yaşlı tecrübeden belli ölçülerde faydalanması gerekiyor. Karşılıklı bir dolayımlama ile yönetilmesi gerekiyor bence bu memleketin.

İstatistikleri gör
Beğen
Yorum Yap
Paylaş

Buradayız, Ahparig!

Aralık 1996'da on altı yaşımdayken uluslararası bir şirkette ofisboy olarak işe başlamıştım. Aynı yılın nisan ayında Agos gazetesi çıkmı...