Akademisyenlerin, entelektüellerin ve tarih ile siyaset alanında düşünen okur-yazarların dahi şu basit gerçeği kabul etmede zorlandığı bir memlekette yaşıyoruz. Okudukları, araştırdıkları ve de “bildikleri” halde, ısrarla Batılılaşmayı cumhuriyetle başlatan bir zümre var memlekette. Bunlar memleketin yazarları, sanatçıları, gazetecileri, akademisyenleri vesaire.
Bir kere şunu idrak edelim, Batılılaşma cumhuriyetle başlamadı. Çok bilinen ama atlanan bir gerçektir bu mesele. Lale devrinden beri Batılılaşma hareketleri Osmanlı coğrafyasında hâkim olmuştur. Atatürk cumhuriyeti kurduktan sonra Batılılaşma eğilimlerini her geçen gün daha fazla arttırdı. Kurucu, kütür ve medeniyeti Batı'dan almamız gerekliliğini hemen her davranışı ile halka göstermişti, kabul. Atatürk dil ve tarih alanında çok önemli atılımlar yaptı. Dil ve tarih üniversitelerinde yetişen cumhuriyet aydınları ülkeyi dışarda tanıttılar. Gelgelelim çok belli bir zümrede kaldı Batılılaşma. Belli bir zümrede kalmasını doğru ya da yanlış bulduğum için yazmıyorum. Halkın ezici çoğunluğu yine cahildi. Osmanlı da öyleydi fakat çok orijinal adamlar yetişti Osmanlı’da. Bugün cumhuriyet aydınlanması dediğimiz zaman, Osmanlı sanki çorak bir yermiş gibi bakılıyor. Halbuki şimdiden geçmişe bakılacak olursa, Osmanlı Batıcılığında çıkan kalibrede insan üretmedi Cumhuriyet. Osmanlı Batıcıları Fransız İhtilali'nin de etkisiyle ulusal birtakım kanallar açmışlardı cumhuriyet öncesinde. Mustafa Kemal de bu yoldan yürümüştü.
Osmanlı’da ümmetçi bir anlayış vardı. Batı tarzı bir gelişme sergilemesi kolay değildi. Devletin işlerinde şeriat kanundu fakat bunun yanında örfi hukuk da geçerliydi. Laik anlayışın hâkim olması zor olsa da, çok enterasan adamlar yetiştirdi tarihte. Özellikle son dönem Osmanlı, kültürüyle, modasıyla, diliyle, siyasetiyle tam bir Batılı devletti. Osmanlı’yı yıkan, teknolojiydi. Çağın gerisinde kaldı; fakat Batı hayranlığı son dönemde oldukça revaçtaydı. Hatta bu düşüne, yazına, resime ve şiire de yansımıştı. Nü resim çizen halife Abdülmecid bu cesareti nereden almıştı? Amerikan kolejinde yetişen Tevfik Fikret’i nereye koyacağız? Ateist Beşir Fuat hangi toprakların kültürüyle kültürlenmişti?
Cumhuriyeti’in kurucusunun Batılı
olmasıyla övünen “köşe” yazarları, biraz da Abdülhamid dönemine bakmalıdırlar örneğin. Yıldız Sarayı Tiyatrosu’nu bilenler bilir. İtalyan yönetmen Arturo Stravolo bu
Tiyatro’nun yönetmeniydi Abdülhamid döneminde. Abdülhamid sahne sanatlarında
İtalyanları çok severdi. Guatelli’den bir Batı sanatı
olan piyano dersleri almıştı. Tercih ettiği musiki Batı musikisiydi.
Sanatkârdı Sultan Abdülhamid. Yaptığı mobilyalar İtalyan tarzıydı. Bu bakış açısından görülecek olursa, Sultan Abdülhamid ne yerli ne de millidir. Kemalistlerin sürekli Batılı olmayı cumhuriyetin kurucusuna mal etmeleri, İslamcı-Milliyetçilerin de Abdülhamid’i yerli ve milli konumda görmeleri akıl alır gibi değil.
Her dönemde iyisiyle kötüsüyle yetişen aydınlar toplumlarını ileriye taşımışlardır, buna kimsenin itirazı olamaz. Gelgelelim bugün Cumhuriyet bütün kurumlarıyla Osmanlı mirasıdır. Bu yüzden de demokratik değildir zaten.
Batı’dan alınan hukuk Türkiye toplumunu ileri taşıyamamıştır. Uygulamalar çok keyfi olduğu için bu yoruma varıyorum. Yazılı yasa ile uygulamadaki yasa Türkiye’de farklıdır. Dinci, milliyetçi ve Kemalist bağnazlıklar memleketi çıkışı olmayan noktaya doğru götürmüştür. Bu fikirlerle hesaplaşmalı öyleyse. Cumhuriyetin ürettiği milliyetçilikle kavga etmeli. Daha kapsayıcı bir ülke yönetimi mümkün kılınmalı. Katılımcı demokrasiyi içselleştirmeli. Hemen her kesimin yönetimde söz sahibi olmasını sağlamalı. Kürtlerin, Ermenilerin, Rumların, Arnavutların, Çerkezlerin, Lazların vesaire.
Elimizde kırık dökük de olsa bir cumhuriyet vardır elbette. Fakat bu cumhuriyeti gerçek laiklikle, gerçek demokrasiyle, gerçek hukukla taçlandırmamız gerekiyor.
10.09.2024