27 Mart 2025 Perşembe

Yabancı

Albert Camus'nun Yabancı'sının başkarakteri (romanda sadece soyisminden bilinen) Meursault 'nun ateist olmasından çok, hayata karşı umursamazlığı hoşuma gidiyor. Çünkü hayat ciddiye alınmayacak kadar saçmadır. Evet, Meursault gibi ben de hayatı ciddiye almıyorum. Edebiyatı, sanatı, felsefeyi, tarihi, sosyolojiyi vesaire hiçbir şeyi ciddiye almıyorum. As olan yok olmaktır! Buna paralel, intihar da ciddiye alınmayacak kadar doğal bir eylemdir. Bu doğallıkta olmak ise cesaret gerektirir.

19 Mart 2025 Çarşamba

Karanlığa karşı birleşmek

Hepimiz belli bir zaviyeden bakabilir olaylara. Ben genelde böyle farklı düşüncelere karşı empati duyan bir kişiyim. Bu da sanıyorum çok fazla ama çok fazla roman okumaktan ileri geliyor. Hemen her kesimle empati kurmak zayıflıksa benim zayıflığım olsun. Bir söz vardır, İncil'de geçer:"İlk taşı günahsız olanınız atsın!" diye. Neyse. Siyah-Beyaz mı, evet, belki, bir yere kadar, evet! Ama gri tonlar beni ilgilendiriyor daha çok. Buna Kürt meselesinde de, Ermeni meselesinde de, demokratikleşme ve özgürlükler konusunda da ifade etmişimdir çoğu zaman: Bizi gri tonlar kurtaracak!, diye. Karşımızdaki cepheden söz etmiyorum ama. O cepheye siyah-beyaz bakıyorum: İktidar sahipleri ve ezilenler denklemi olarak. Bu böyle! Gelgelelim bakıyorum ve ezilen sınıf da kendi arasında dirsekleşiyor. Belki o da doğaldır, bilmiyorum. Fakat birleşmek biraz da gri tonlarımızı görüp, armudun sapı, üzümün çöpü demeden, ortak bir kavgada buluşmak değil midir?

Mecburuz buna, aksi halde karanlık bizi yutacak!

1 Mart 2025 Cumartesi

Kazanan halklar olsun!

Bu işler nasıl döner, nasıl biter bilmiyorum. İnanın bu işlerin içine daha yakın olduğum, gazetecilik yaptığım dönemde dahi tam olarak bilemiyordum hakikati. Hayatta birçok şeyi de bilmediğimizi kabul edip, ifade etmek erdemlerin en iyisi değil midir? Bir bölümü buzdağının görüneni, bir bölümü görünmeyeni. Bize gösterileni bilebiliyoruz ancak. Kimler ne ile anlaştı, bilmek zor. İşin uluslararası boyutu da var. Açıkçası bir edebiyat adamı olarak bütün bunlara ben duygu haznesinden bakmak istiyorum. Herkes ne açıdan bakarsa baksın. Bakacaktır. Bakmalıdır. Ayrı! Sadece ben bu açıdan görmek istiyorum. Şu var: Tarih Kürtlere adil davranmadı! Kabul etmek zorundayız. Kürtlerin de Türklere karşı intikamı çok acı oldu. Bunu da kabul etmek zorundayız. İki taraf da çok acı çekti. Bu tektip yanlış cumhuriyet kurgusunun bizi bu acılara götürdüğü de ortadayken... Şimdi bu cumhuriyeti demokratikleştirme zamanı, değil mi? O halde basına yansıdığı kadarıyla şöyle düşünüyorum: Türkler de Kürtler de bir adım ileri, bir adım geri atmasını öğrenmeli. Barış için Türkler bir adım geri atsın, Kürtler bir adım ileri ve yahut tam tersi. Böylece ilişkiler devam etsin. Öte taraftan görüşmeler dirsekleşmelerle devam edemez. Bu yanlış olur. İki taraf da birtakım sorumlulukları yerine getirmeli. Yenilen - Yenen gibi bir psikoloji üzerinden bakmamak lazım. Gelin tokalaşalım ve kazanan halklar olsun!

Buradayız, Ahparig!

Aralık 1996'da on altı yaşımdayken uluslararası bir şirkette ofisboy olarak işe başlamıştım. Aynı yılın nisan ayında Agos gazetesi çıkmı...