19 Ocak 2026 Pazartesi

Buradayız, Ahparig!

Aralık 1996'da on altı yaşımdayken uluslararası bir şirkette ofisboy olarak işe başlamıştım. Aynı yılın nisan ayında Agos gazetesi çıkmış.

Burada askere gidene kadar dört buçuk yıl inanılmaz derecede kitaplar okudum.

Zaman zaman Agos da şirkete gelirdi.

Bu çift dilli ilginç gazete bende tuhaf bir duygu bırakırdı.

Ermenice-Türkçe yayımlanan gazeteyi Hrant Dink'ten önce tanımış olmalıyım.

Kim bilir belki ben Dink'i tanımadan, onun yazılarını okumuştum. Kestirmek güç.

Agos 30 yaşında şu an. 30 yıl geçmiş aradan.

Çok dilli ve çok uluslu bu şirkette çalışmak empati duygumu çok geliştirmiş, Agos'un daha sonraki yıllarda da hep okuru olmuştum.

O zamanlar bilmiyordum, Türkiye'deki Ermeni toplumunun Türkçe ağırlıklı ilk gazetesi Agos'muş.

Şimdiden bakınca çok geç diyorum. Keşke daha önce böylesi gazeteler yayın hayatına başlasaymış.

Kardeşliği, komşuluğu, barışı, birlikte yaşama kültürünü içselleştiren az sayıda gazetelerdendir Agos. Bunu otuz yıllık okuru olarak söylüyorum.

2007'de Cumhuriyet gazetesinde çalışıyordum. O karanlık günde Cumhuriyet çalışanları olarak biz de Hrant Dink'i anmak, karanlığa karşı bir ışık olmak, yürümek için Agos'un önündeydik.

Sonra cenaze töreni.

Ben hayatım boyunca böylesi bir cenaze korteji görmedim.

"Yahu Türkiye'de ne çok Ermeni varmış," diyenler çıkıyordu.

Halbuki biz komşularımızı tanımış olsaydık, bu şaşkınlık olmazdı.

Kaldı ki kortejde sadece Ermeni yoktu.

Ermeni toplumunun hak ve özgürlükleri uğrana savaş veren farklı kimlikteki insanlar da vardı. Bunu çok değerli buluyorum.

O kortejde, içlerinde önyargı ve nefret tohumları besleyenler değil; birliğin, beraberliğin, kardeşliğin, barışın ve birlikte yaşamanın önemini dile getiren insanlar vardı. Acımasızca işlenen o karanlık cinayete rağmen, insanlar barış için yürüyorlardı. Kardeşlik için yürüyorlardı.

O karanlık yıldan sonra her dönem olduğu gibi o dönem de Batılı ülkelerde yaşamak isteyenler olmuştu. Gençler de daha çok bu "demokrasisi hazır" ülkelere kapak atmaya çalışıyorlardı. Bütün bunları anlamak mümkün. Bir tercih meselesi elbette. Korkmak çok insani geliyor bana. Bir kişi korku içinde kendi memleketinden başka bir memlekete göç ediyorsa, bunu kimsenin eleştirmeye hakkı yoktur.

Gelgelelim başka türlü yaşamak da mümkündü. Örnekse, Hrant Dink!

Hrant Dink, ölümünden önce onca ölüm tehdidi almasına rağmen, nasıl bir incelikse, şu sözleri söyleyebiliyordu:

“Türkiyeliyim… Ermeni’yim… İliklerime kadar da Anadoluluyum. Bir gün dahi olsa, ülkemi terk edip geleceğimi ‘Batı’ denilen o ‘hazır özgürlükler cenneti’nde kurmayı düşünmedim."

 Hrant Dink'in davası, kendi yaşadığı memleketi güzelleştirmekti. Bunu yazdığı yazılarda duyumsamamak elde değil açıkçası. Ama gelin görün ki o barış sevdalısı insan kendi memleketinde bir "güvercin tedirginliğinde yaşıyorum!" diyordu.

 Bu memlekette Hrant Dink ve onun gibilerin bir güvercin tedirginliği ile yaşamasına yol açan her ne sebepse onu artık aşmamız gerekiyor.

 Hrant Dink'in katledilişinin 19. yıldönümü bugün. 

 Katil hâlâ aramızda dolaşıyor, farkında mısınız? 

 Rakel Dink'in söylediği gibi, "bir çocuktan katil yaratan zihniyet" aramızda.

 Fakat Hrant Dink'in kardeşleri de aramızda. Yaşadığı ülkeyi cennete çevirmek isteyen insanlar da burada.

Bu kardeşliği çoğaltmamız gerekmiyor mu?

O, sınırlara karşıydı. Ben de savaşı, silahı, öldürmeyi vicdanen reddeden bir kişi olarak, Buradayız, Ahparig! diyorum.

 Buradayız, Ahparig!

19 Ocak 2026












Buradayız, Ahparig!

Aralık 1996'da on altı yaşımdayken uluslararası bir şirkette ofisboy olarak işe başlamıştım. Aynı yılın nisan ayında Agos gazetesi çıkmı...