Aralık 1996'da on altı yaşımdayken uluslararası bir şirkette ofisboy olarak işe başlamıştım. Aynı yılın nisan ayında Agos gazetesi çıkmış.
Burada askere gidene kadar dört buçuk yıl inanılmaz derecede kitaplar okudum.
Zaman zaman
Agos da şirkete gelirdi.
Bu çift dilli ilginç gazete bende tuhaf bir duygu bırakırdı.
Ermenice-Türkçe yayımlanan gazeteyi Hrant Dink'ten önce tanımış olmalıyım.
Kim bilir belki ben Dink'i tanımadan, onun yazılarını okumuştum. Kestirmek güç.
Agos 30
yaşında şu an. 30 yıl geçmiş aradan.
Çok dilli ve
çok uluslu bu şirkette çalışmak empati duygumu çok geliştirmiş, Agos'un daha
sonraki yıllarda da hep okuru olmuştum.
O zamanlar
bilmiyordum, Türkiye'deki Ermeni toplumunun Türkçe ağırlıklı ilk gazetesi
Agos'muş.
Şimdiden
bakınca çok geç diyorum. Keşke daha önce böylesi gazeteler yayın hayatına
başlasaymış.
Kardeşliği,
komşuluğu, barışı, birlikte yaşama kültürünü içselleştiren az sayıda
gazetelerdendir Agos. Bunu otuz yıllık okuru olarak söylüyorum.
2007'de Cumhuriyet gazetesinde
çalışıyordum. O karanlık günde Cumhuriyet çalışanları olarak biz de Hrant
Dink'i anmak, karanlığa karşı bir ışık olmak, yürümek için Agos'un
önündeydik.
Sonra cenaze töreni.
Ben hayatım boyunca böylesi bir cenaze korteji
görmedim.
"Yahu Türkiye'de ne çok Ermeni varmış," diyenler çıkıyordu.
Halbuki biz komşularımızı tanımış olsaydık, bu şaşkınlık olmazdı.
Kaldı ki kortejde sadece Ermeni yoktu.
Ermeni toplumunun hak ve özgürlükleri uğrana savaş veren farklı kimlikteki insanlar da vardı. Bunu çok değerli buluyorum.
O kortejde, içlerinde önyargı ve nefret tohumları besleyenler değil; birliğin, beraberliğin, kardeşliğin, barışın ve birlikte yaşamanın önemini dile getiren insanlar vardı. Acımasızca işlenen o karanlık cinayete rağmen, insanlar barış için yürüyorlardı. Kardeşlik için yürüyorlardı.
O karanlık yıldan sonra her dönem olduğu gibi o dönem de Batılı ülkelerde yaşamak isteyenler olmuştu. Gençler de daha çok bu "demokrasisi hazır" ülkelere kapak atmaya çalışıyorlardı. Bütün bunları anlamak mümkün. Bir tercih meselesi elbette. Korkmak çok insani geliyor bana. Bir kişi korku içinde kendi memleketinden başka bir memlekete göç ediyorsa, bunu kimsenin eleştirmeye hakkı yoktur.
Gelgelelim başka türlü yaşamak da mümkündü. Örnekse, Hrant Dink!
Hrant Dink, ölümünden önce onca ölüm tehdidi almasına rağmen, nasıl bir incelikse, şu sözleri söyleyebiliyordu:
“Türkiyeliyim… Ermeni’yim… İliklerime kadar da Anadoluluyum. Bir gün dahi olsa,
ülkemi terk edip geleceğimi ‘Batı’ denilen o ‘hazır özgürlükler cenneti’nde
kurmayı düşünmedim."
Bu kardeşliği çoğaltmamız gerekmiyor mu?
O, sınırlara karşıydı. Ben de savaşı, silahı, öldürmeyi vicdanen reddeden bir kişi olarak, Buradayız, Ahparig! diyorum.
19 Ocak 2026
