25 Kasım 2025 Salı

Hatırlıyorum

Ne zaman içim sıkılsa, daralsam, boğuluyor gibi olsam hiçbir edebi yorum yapmadan, felsefi bir çıkarımda bulunmadan, Kötülük adlı hikâyeyi okurum. Tamamen düz bir mantıkla. Evet, sadece kötülük işte, derim, yaşam böyle! Selim İleri, bence, bütün bir yaşamı tek bir kelime üzerinden özetlemiş. Ömrü boyunca ne yazdıysa, bu kelimeyi deşmiştir üstat. A.S. ne diyordu bu hikâyede: "Yaz bitiyor Kenan. Her şey bitiyor. İnsan olmamız için bir sınavdı bu yaz. Olabildik mi?" S.İ., bir röportajda da aşağı yukarı şöyle diyordu galiba: "Dünya bu akıl almaz çırağanlıktan kurtulup, benim de yazdığım birkaç kelimeyi hatırlarsa, mutlu olurum."


Hakikaten insan olabildik mi, dünya bu çırağanlıktan kurtulur mu, bilemiyorum. Gelgelelim Hatrlıyorum, sevgili Selim Ağbi, ruhun şad olsun!

22 Kasım 2025 Cumartesi

Dikkat

Gündelik, yani rutin işlerde, inanılmaz derecede dikkatsiz ve dalgın bir kişiliğim var. Gelgelelim konu tarih, felsefe, edebiyat olduğunda akıl almaz derecede cinleşiyorum. Tanpınar ne derdi, mealen söylemeli: "Bizim medeniyetimizin en başat meselesi dikkat sorunudur!" Hiçbir şeye dikkat edilmiyor. Üstün körü geçiliyor. Kanımca halk olarak dikkat meselesi üzerine düşünmemiz gerekiyor. Mesela, kitap nasıl okunmalı, sorusunun tek cevabı var bende: Dikkatle! Bu, bütün kültür ve medeniyete nasıl bakılmalı?, sorusunun da cevabı değil midir?

4 Kasım 2025 Salı

Ne kadar absürd değil mi?

Her yönetim sisteminin kendince ideolojik birtakım kör noktaları mevcuttur. Tarihe bakarken bu kör noktaları öne çıkarmak ahlaki bir tavır olmalı. Tabii bir ideolojinin genelde baskın olan taraflarının öne çıkması kaçınılmazdır. Kitleler bu baskın olan tarafla ilgilenirler. Kör nokta işi biraz da bakış açısıyla ilgili bir şey. Ortaya çıkarmak, ifşa etmek gerek. Çok az sayıda kişi bununla ilgilenir. Şöyle söyleyeyim: Bizim tarihimizde devlet baskın bir şekilde halkın üzerinde tahakküm kurmuştur. Halk da kaçınılmaz olarak devlet üzerinden konumlar kendini, o kör noktayı görmek, bakış açısını değiştirmek istemez. Din, bayrak, ulus gibi imgeler vardır zihin dünyalarında. Bunları bir yere kadar anlıyabiliyorum, fakat bir yerden sonra kabak tadı veriyor. Günümüzde her meseleyi bayrak, devlet, din, ulus temeli üzerinden çözmeye kalkmak, bence bir toplumun yapabileceği en absürd şeylerden biri. Şöyle açayım: 90'larda bir gazete haberi anımsıyorum. Bir Travesti öldürülmüştü Cihangir'de. Ve bütün Cihangir esnafı pencere ve kapılarına bayrak asmışlardı. İnsanlar bir insanın cinsel yönelimi yüzünden öldürülmesini (ki acımasızca bir şeydir bu!) vatan-millet imgesi üzerinden okumuşlardı. AKP'nin iktidara geldiği 2002'den önce de farklı değildi anlayacağınız bu işler. Şimdi de, 6 Şubat depremlerinde ölen elli küsur bin kişinin sorumlularının çıkmasını, bu halka hesap vermesini istiyorsun, vatanı-milleti bölemeyeceksiniz, bayrağımızı indiremeyeceksiniz, deniliyor.

Ne kadar absürd değil mi?


Buradayız, Ahparig!

Aralık 1996'da on altı yaşımdayken uluslararası bir şirkette ofisboy olarak işe başlamıştım. Aynı yılın nisan ayında Agos gazetesi çıkmı...